Ana Sayfa Editör Mutfak Makaleler Mekanlara Özel Davetiye Basin Bülteni
Şaraplı Sığır Filetosu:...
Online Rezervasyon Mekanları


Mekanınızı Ekleyin



 ‹‹ Arama Sonuçlarına Dön


Tel : Web Sitesi :
Fax : Adres : Cumhuriyet Cad.Babil Sok. NO:37 Elmadağ
Email : Yer : Sisli

Ana Mutfak : Kebap Açılış Saati : 12:00 Kapanış Saati : 24:00
Yan Mutfak : Et Yemekleri Fiyat Aralığı : TL Kapalı Günler :
Istanbul Restaurants : Güler Ocakbaşı Restorant Istanbul Restaurants : Güler Ocakbaşı Restorant Istanbul Restaurants : Güler Ocakbaşı Restorant
Güler Ocakbaşı'nın hikâyesi 1981 yılında Harbiye – Elmadağ’da İsmail Akcan ve damadı Mustafa Yazıcı ile başlamıştır.

Amacımız müşterilerimizin en leziz yemekleri tatması, kaliteli hizmet alması ve memnun olarak ayrılması olmuştur.

Restoranımızda kullandığımız etlerimiz Tokat’taki Kendi besi çiftliğimizden gelmekte olup kebap Ustası Ahmet Şanda tarafından leziz tatlar olarak sunulmaktadır.

Otopark sorunu yaşamayacağınız Güler Ocakbaşı'nda karşılaşacağınız tek sorun yer bulmak olabilir! Bunun nedeni ise Güler Ocakbaşının vazgeçilmez lezzetleri ve kalitesi … Siz en iyisi Güler Ocakbaşına gelmeden önce rezervasyon yaptırın.


Bu mekanı görüntüleyenler en çok aşağıdaki diğer mekanları görüntülediler


Kredi Kartı Geçerli Otopark Var Ticket Geçerli
Rezervasyon Gerekli Açık Havası Var Alkollü İçki

3919


Bu yer hakkında görüşlerinizi belirtin!

Ad : Ceyda Ozturk
beklentileri karşılayan yegane yerlerden biri..Ocak başına oturduğunuzda daha da bir keyifli oluyor Ahmet Ustanın muhabbetiyle. Sarmısaklı kebap ve fıstıklı kaşarlı kebapları favorilerim..bir de tatlı olarak atomları var muzlu falan:) afiyet olsun simdidenn

Ad : RIZA AKCAN
Günümüzde artık fabrikasyona dönmüş anlayışın hala görece bakir sayılabilecek mekanıdır Güler Ocakbaşı. Izgara kokmak isterseniz de yer var, yok efendi gibi oturmak isterseniz de yer mevcut. Ocakbaşında yer yok diye hayıflanmanın alemi hiç yoktur, kader deyip masaya oturmak gerekliliktendir. İki türlü de keyif tavanda olacaktır. Elmadağ, Babil Sokak'ta (Notre Dame de Sion Lisesi'ni sağınıza alınca, okuldan sonra sağdaki ilk sokaktır) gizlenmiş bulunan bu cennet mekana girmemizle başladı herşey. Akşam saati etrafın pek tekin olmayan görüntüsüne aldanmayınız, çıkınca o sokaklar size Viyana sokakları gibi gözükebilir. Kapıdan girince oldukça yüksek bir muhabbet "uğultusuyla" karşılaştık. Yemek ilerledikçe anladık ki, içki-et kombinasyonunun zevkine burada kendini kaptırmayacak insan sayısı az, bu "uğultu" formunu aşmış gürültü de normal. Kapıdan girip tam karşıya baktığımızda meşhur ocakbaşımızı ve etrafında oturmuş insanları gördük. Hiç vakit kaybetmeden, rezervasyon yaptırdığımız masaya buyur edildik ve gayet hoş bir tavırla karşılandık. Açlığın ve güzel kokuların bizde pompalamış olduğu adrenalinle, güler yüzlü garsonumuzun yönlendirmesi sonucu kendimizi meze dolabının soğuk vitrini önünde bulduk. Bir yandan arka planda çalışan azimli ve işinin ehli ustaları izleyip bir yandan da başlangıçlarımızı seçtik. Bunları mesela köz patlıcan, klasik karışık salata, gavurdağ salata, zeytinyağlı yaprak sarma, kaşarlı mantar, yoğurt/sarımsak/kabak/cevizin müthiş uyumundan doğan meze olarak sıralayabiliriz. Sorgusuz sualsiz önümüze gelen lavaşları ve fındık olmasına karşın ete fazlasıyla doymuş lahmacunları da eklersek iyi olur. Üstüne basa basa; "gavurdağ" budur, burda yediğinize denir. Ne ezme, ne söğüş, yani gavurdağ yapmışlardı ciddi ciddi. Nar ekşili ve içindekileri ezmeden yapmışlar ve en önemlisi sabahtan yapılıp gecenin sonuna kadar soğuk bir kap içinde bekletilmemiş bir gavurdağ bu! Etinizi bir an önce söyleyin deriz, çünkü ocakbaşında yoğunluktan ötürü sıra bekleyebilir etleriniz. Bunu henüz tecrübe etmemiş olmanın verdiği toylukla, "aperatif" olacak etimizi söyledik ilk sırada. Çöp şiş ve kuzu şişten oluşan klasik şiş ikilisini dahi epey bekledik ama beklendiğine değdi kesinlikle. Acımasızca, "bir et bir yağ" prensibine dayalı olarak şişe geçirilmiş etleri, sımsıcak ve ipince gelen lavaşların içine koyduktan sonra sumak marineli soğanları ve acı yeşil biberleri de ekledik ve dedik ki ... . Yok aslında bir şey diyemedik, çünkü bu süper tat resmen açlığımızı ateşledi ve acilen "ana" etlerimizi sipariş ettik. Tam sipariş etmek istediğimiz anda ana etlerin çoktan ızgaranın üstüne koyulduğunu öğrendik. İlk gelenler için, sormadan karışık bir tabak hazırlıyorlar, tüm etlerini içeren; ama biz tutturduk ille de kendi isteğimiz olacak diye. Nitekim isteklerimiz gecikmeye uğradı böyle olunca. Bu bekleyiş esnasında, gönlümüz razı olmasa da sıcak lavaşlar mideye inmeye devam etti. Cumartesi akşamı olmasından dolayı mekanda boş masa olmaması çok doğaldı, beklemek de kaçınılmazdı. Siz de sakın rezervasyonsuz gitmeyiniz. Vicdansız Güler Ocakbaşı! Her ne kadar ilk aşamada bu vicdansızlığı farkedemesek de, ilk bir iki lokmayla herşey aydınlandı. Gelen tabakta tam sipariş ettiğimiz gibi; böbrek - kaburga - pirzola triosu vardı. Böbrekler tat ve kıvam olarak hak ettiği konumdaydı. Ancak pirzola ve kaburgaya özel bir sayfa açmak gerekir ki burada yerimiz yok. Gelen pirzolanın yetmeyeceğinin anlaşılması çok kısa sürdü ve çabucak yeni porsiyonun ızgaraya konması için salık verildi tarafımızca. Pirzolalar sanki üstünde yıllarca uğraşılmış gibiydi. Bir tane yemek adeta işkence olurdu, rakı şişesinden bir yudum alıp kalanını çöpe fırlatmak ve tüm gece masada oturmak kadar keyifsiz olurdu, kursakta kalırdı. Bundandır ki ikinci porsiyon söylendi. Kıvam enfes, tat tarifsiz, koku benzersiz... Kaburgalar ise hunharca hazırlanmıştı. Kaç tane olduğunu dahi saymadığımız kaburgaları yemeğe başladıktan sonra, 4. kaburgada zaten zirveye ulaşıldı, haz çoktan alındı. G-8 değil, etin zirvesi yaşandı. Genelde kemiğin etrafında 0.0001mm kalınlığında et ve yağ görmeye alıştığımız diğer modern kebapçı bozmalarının aksine, ete ve yağa kolayca doyduk. Kalan kaburgalar yenmese bile olurdu ama günahtır diyerek "gönülsüzce" bitirdik işte. Hem pirzolayı hem kaburgayı yerken, elimize aldığımız her parçada yeniden bir zevk aldık, yeniden bir tören gibi yedik, tekrar tekrar, kutlaya kutlaya. Toparlamak gerekirse; etlerin hepsi ayrı ayrı kendi sınıfının birincileriydi. Eğer isterseniz bizim tatmadığımız diğer kebap çeşitleri de mevcut; adana-urfa-fıstıklı-sebzeli-tavuklu gibi. Hatta kaşarlı kebaplarını çok methettiler ancak başka sefer yemek üzere anlaşıldı. Yani daha denenecek çok lezzet var, hem meze olarak hem et olarak. Büyük keyifle yudumlanan rakılar, ayranlar, hatta yemeğin sonunda kola derken ve yemeğimiz çok güzeldi diye düşünürken, filmin son sahnesini atladığımızı anladık. Başımızda biten garsonun yoğun ısrarları sonucu, çocuğun önüne mama konur gibi bir anda önümüzde fırın helva ve atom bulduk. Atom = muz, bal, fındık, kaymak karışımı! Fırın helva ise balıkçı klasiği olmasına rağmen emin olun hiç bir balık restoranı bunu böylesine güzel yapamıyor, ders niteliğinde adeta! Ne limona bulanmış ne helvası kalitesiz, %100 olması gereken fırın helva, kaynar halde. Ağza alındıktan kısa süre sonra ciklet etkisi yaratan madde; "fırın helva". Mutlaka deneyiniz. Sanırız yemek bitti, biz de bittik. Yemek boyu süren ilgili ve güleryüzlü garson ve işletmecilerinin desteğiyle daha da keyifli bir yemek yedik. Ödenen hesap için ucuz diyemeyiz ama bugünün standartlarında normal ve eğer bizimle aynı keyfi alırsanız, aslında bu keyfin karşılığının altında bir rakam olduğu kanısına varabilirsiniz. Günümüzün altın kuralı bir daha kendini gösteriyor; "salaş her zaman işler".

Tüm görüşleri okuyun.

 ‹‹ Arama Sonuçlarına Dön
Ad
Yer
Mutfak
Fiyat Aralığı
Org
Aralık

Bookmark and Share

Panoramic Restaurant
Schnitzel Restaurant
Liman Lokantası
Ulus 29 Restaurant Club Bar
Damalis Restaurant Bar Cafe

Email
Şifre
Üye Ol!

Şifremi Unuttum!

Mekanlar Makaleler


Arşiv :







E-Bülten

Email

  Ana Sayfa |  Hakkımızda |  Önerileriniz |  Mekan Ekle  | Sitemap  | Sitemap 2 designed by

Links 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | Istanbul Guide | Add Link